D

D

Duhân Sûresi

حٰمٓۜ
"Hâ Mîm."  (Duhân; 1)

وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ
"Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız."  (Duhân; 2-3)

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ
ف۪يهَا يُفْرَقُ كُـلُّ اَمْرٍ حَـك۪يمٍۜ
"Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."  (Duhân; 4-7)

اَمْراً مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَۚ
رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۙ
رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ
لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۜ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ
"Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir."  (Duhân; 8)

بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ يَلْعَبُونَ
"Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar."  (Duhân; 9)

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَٓاءُ بِدُخَانٍ مُب۪ينٍۙ
"Göğün açık bir duman getireceği günü bekle."  (Duhân; 10)

يَغْشَى النَّاسَۜ هٰذَا عَذَابٌ اَل۪يمٌ
"(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır."  (Duhân; 11)

رَبَّـنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ
"İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler."  (Duhân; 12)

اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مُب۪ينٌۙ
"Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti."  (Duhân; 13)

ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌۢ
"Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler."  (Duhân; 14)

اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَل۪يلاً اِنَّكُمْ عَٓائِدُونَۢ
"Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz."  (Duhân; 15)

يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰىۚ اِنَّا مُنْتَقِمُونَ
"Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız."  (Duhân; 16)

وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَٓاءَهُمْ رَسُولٌ كَر۪يمٌۙ
"Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti."  (Duhân; 17)

اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ
"O şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.""  (Duhân; 18)

وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۚ
""Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.""  (Duhân; 19)

وَاِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِۘ
""Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.""  (Duhân; 20)

وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا ل۪ي فَاعْتَزِلُونِ
""Bana inanmadınızsa benden uzak durun.""  (Duhân; 21)

فَدَعَا رَبَّهُٓ  اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ
"Sonra Mûsâ Rabbine, "Bunlar günahkâr bir toplumdur" diye seslendi."  (Duhân; 22)

فَاَسْرِ بِعِبَاد۪ي لَيْلاً اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ
"Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.""  (Duhân; 23)

وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْواًۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ
""Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."  (Duhân; 24)

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
"Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar."  (Duhân; 25)

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ
"Nice ekinler, nice güzel konaklar!"  (Duhân; 26)

وَنَعْمَةٍ كَانُوا ف۪يهَا فَاكِه۪ينَۙ
"Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!"  (Duhân; 27)

كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْماً اٰخَر۪ينَ
"İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık."  (Duhân; 28)

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟
"Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi."  (Duhân; 29)

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُه۪ينِۙ
"Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi."  (Duhân; 30-31)

مِنْ فِرْعَوْنَۜ اِنَّهُ كَانَ عَالِياً مِنَ الْمُسْرِف۪ينَ
وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ
"Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık."  (Duhân; 32)

وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ
"Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik."  (Duhân; 33)

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَۙ
"Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.""  (Duhân; 34-35)

اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَر۪ينَ
فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
""Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin.""  (Duhân; 36)

اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ اَهْلَكْنَاهُمْۘ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ
"Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi."  (Duhân; 37)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ
"Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık."  (Duhân; 38)

مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
"Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar."  (Duhân; 39)

..