fetöşşeytanlarının TÜRKİYE'DEKİ kronolojisi:

* 10 Ocak 1999; AYDINLIK DERGİSİ'NİN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMNİYETİNDEKİ fetö yapılanması TEHLİKESİNİ YAZMASI,

* 2004 YILI; NURETTİN VEREN'İN fetöyü ULUSAL KANAL'A ANLATTIĞI RÖPORTAJI,

* 7 Şubat 2012 tarihli " MİT kumpası ", Mit Krizi,

* 2013 yılında, 27 Mayıs'ta başlayan ve 8 Temmuz'a kadar süren gezi parkı olayları,

* 17-25 ARALIK 2013, fetöşşeytanlarının YARGI kumpası,

* 15 TEMMUZ 2016; fetöşşeytanlarının, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİMİZ'E darbe girişimi

* aa.com.tr/tr/gundem/fetonun-7-subat-mit-kumpasinin-uzerinden-12-yil-gecti/3128949

FETÖ'nün "7 Şubat MİT kumpası"nın üzerinden 12 yıl geçti

FETÖ Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon olarak tanımlanan ve dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifadeye çağrıldığı "MİT kumpası"nın üzerinden 12 yıl geçti.
Başak Akbulut Yazar, Zeynep Yeşildal  |
06.02.2024 - Güncelleme : 07.02.2024
FETÖ'nün "7 Şubat MİT kumpası"nın üzerinden 12 yıl geçti

   
İstanbul
AA muhabirleri, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ'ye yönelik hazırlanan iddianamelerde, "FETÖ'nün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon" ifadesiyle yer alan 7 Şubat 2012 tarihli "MİT kumpası"na ilişkin adli süreci derledi.

Emniyet ve yargı kurumlarının içine sızan FETÖ'cülerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin "Çözüm Süreci"nde yürüttüğü politikalardan dolayı, MİT'i, terör örgütü PKK ile ilişki içindeymiş gibi gösterme bahanesiyle 7 Şubat 2012'de, Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı görevlilerini ifadeye çağırmaları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 7 Şubat MİT Kumpası iddianamesinde detaylarıyla anlatıldı.

 

İddianameye göre, 15 Temmuz darbe kalkışmasına kadar geçen sürece bakıldığında, FETÖ/PDY nihai hedefine ulaşmak için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile güç mücadelesine girdi.

Örgütün bu kapsamdaki planlarının ilk aşamasını Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Tahşiye, Selam Tevhid, MİT Tırları ve 17-25 Aralık gibi kurgu ve kumpas soruşturmaları oluşturdu.

Örgüt, eylemlerine 7 Şubat 2012'de dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması ile hız verdi.

İddianamede, MİT soruşturması "FETÖ'nün, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni yıkmaya yönelik ilk teşebbüs girişimidir." ifadesiyle tanımlandı.

İddianameye göre FETÖ'cüler, Türkiye Cumhuriyeti'nin Çözüm Sürecinde yürüttüğü politikalardan dolayı MİT'i hedefine aldı.

Kapatılan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında savcı olarak görev yaparken PKK/KCK soruşturması yürüttükleri ortaya çıkan, sonraki süreçte FETÖ kapsamında meslekten ihraç edilen Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya birden fazla şüpheliyle beraber, dönemin MİT Müsteşarı olan MİT Başkanı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, eski MİT personeli H.E.K. ve Y.H. Y. ile M.Ö. hakkında "PKK/KCK'ya bilerek yardım etme ve soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından soruşturma başlattı.

Bu soruşturmayla MİT ile ilgili kamuoyunda "PKK ile organize hareket eden teşkilat" algısı oluşturmaya çalışan örgüt, kendilerinden olmayan MİT yönetimini bertaraf edip MİT'i ele geçirmek ve hükümetin terör sorununu çözmek için başlattığı Çözüm Sürecini durdurmak amacıyla harekete geçti.

Soruşturmada görevli bir cumhuriyet savcısı 7 Şubat 2012'de saat 17.00'de dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ve 4 MİT görevlisini telefonla arayarak, "İfade vermek üzere makamıma bekliyorum." dedi.

Fidan'ın ifadeye çağrıldığı tarih önemliydi çünkü o tarihte Başbakan olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ameliyat olacaktı.

Bu kurgu, istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilmesi ve Başbakan'ın ameliyata geç girmesiyle bozularak önlendi.

Erdoğan'ın yönlendirmesiyle Fidan ve MİT görevlileri, soruşturmaya direnerek savcıların çağrılarına hiçbir zaman yanıt vermedi.

Kumpastan sonraki kronolojik süreç
İfadeye çağırma işleminin ardından yaşananlara ilişkin kronolojik süreç ise şöyle devam etti:

10 Şubat 2012'de savcılar Sadrettin Sarıkaya ve Adem Özcan imzasıyla MİT görevlileri hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

11 Şubat'ta savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alınırken 13 Şubat'ta savcı Adem Özcan imzasıyla MİT'e gönderilen yazıda, 5 kişinin kurumla ilişkileri ve yardımcı istihbarat elemanı gibi bir görevlilerinin olup olmadığı soruldu.

17 Şubat'ta MİT Kanunu TBMM'de değiştirildi ve soruşturma izni Başbakanın iznine bağlandı.

18 Şubat'ta MİT görevlileri hakkındaki yakalama kararı kaldırıldı.

20 Şubat'ta savcı Bilal Bayraktar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıda, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadesinin alınmasına ilişkin talimatın iade edilmesini istedi. 22 Mart'ta takipsizlik kararı verildi.

23 Şubat'ta soruşturma belgeleri, fezleke ve ekleri 5 torba içerisine 23 klasör olarak Başbakanlığa gönderildi.

11 Nisan'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, soruşturma için Başbakanlıktan izin alınıp alınmadığı soruldu.

18 Mayıs'ta savcı Bayraktar, Başbakanlıktan izin talebinde bulunulduğunu bildirdi.

14 Eylül'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, dosya hakkında "yetkisizlik" kararı verildiği ve dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği bildirilirken soruşturma dosyasının kısıtlanmasına karar verildi.

30 Ocak 2013'te Başbakanlık, MİT görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdi.

22 Mart 2013'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT görevlileri hakkında takipsizlik kararı verdi.

Kumpas soruşturması
Tüm bunların ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT dosyasında görev alan FETÖ mensupları hakkında soruşturma başlattı.

Başsavcılık, 2020 yılının Şubat ayında soruşturmayı tamamlayarak FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 34 sanık hakkında iddianame hazırladı.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Mart 2020'de kabul edilen iddianamede, "61. Hükümet Başbakanı olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan", o dönem MİT Müsteşarı olan Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner gibi isimler "mağdur" sıfatıyla yer aldı.

Kamuoyunda "Oslo görüşmeleri" olarak bilinen ses kayıtlarının 13 Eylül 2011'de basına sızdırıldığı ve 20 Aralık 2011'de müşteki M.Ö'nün MİT adına çalıştığı bilindiği halde evinde arama yapılarak gözaltına alındığı bilgisi verilen iddianamede, yurt dışına çıkış yasağı konulan M.Ö.'nün savcılık ifadesinin, gizlilik kararı bulunmasına rağmen basına sızdırıldığı, MİT adına çalıştığı deşifre edilerek PKK'ya hedef gösterildiği ve can güvenliğinin tehlike altına girdiği kaydedildi.

İddianamede, kumpastan önce iki FETÖ'cü mahrem imamın Amerika'ya giderek FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'den gerekli talimatları alıp, sonrasında kumpasla ilgili toplantı yaptıkları anlatıldı.

Söz konusu toplantının Ankara Kızılcahamam'da yapıldığına değinilen iddianamede, toplantıya örgütün sözde emniyet ve yargı ile MİT imamlarının yanı sıra Rus Büyükelçi Andrey Karlov suikastine ilişkin davada firari sanık olan Murat Tokay ve Ahmet Kılınçarslan ile ABD'deki Hakan Atilla davasının hakimi Richard Berckman'ı 2014 yılında İstanbul'da ağırlayan hukuk bürosunun ortağı Murat Karkın'ın da katıldığı bilgisine yer verildi.

İddianamede yer alan bilirkişi raporunda, "13 Ocak 2012'de Diyarbakır DTP il binasında yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen Oslo'daki görüşmelere ait ses kayıtlarının olduğu harddiskleri FETÖ'nün yerleştirdiği" belirtildi.

"Hakan Fidan gelse, kesin tutuklanacaktı" ifadesi
İddianamede, hakkında takipsizlik kararı verildiği belirtilen eski polis memuru Ş.E'nin, olayın vahametini gözler önüne seren şu ifadesi yer buldu:

"Tam kesin tarihini bilmemekle birlikte şubatın ortalarında büro amir yardımcısı Ayhan Albayrak (sanık) bir konuşmasında 'Hakan Fidan ifadeye gelseydi Sadrettin Savcı tarafından kesin tutuklanacaktı.' dediğini hatırlıyorum."

İddianamede, meslekten ihraç edilen savcılar Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya hakkında ise Yargıtay'da aynı konuyla ilgili yargılandıkları için takipsizlik kararı verildiği hatırlatıldı.

Dava süreci
İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin iddianameyi kabul etmesiyle firari örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in yanı sıra, olay tarihinde örgütün "yargı imamı" olan İlyas Şahin ve "emniyet imamı" olan Çetin Özgür ile dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Serdar Bayraktutan'ın ve eski emniyet müdürlerinin aralarında olduğu 34 sanığın yargılanmasına 22 Haziran 2020'de başlandı.

Mahkeme ilk duruşmada, dosyadaki belgelerin, milli savunmaya ve milli güvenliğe ilişkin devlet sırrı olabilecek nitelikte olmaları gerekçesiyle devlet sırrı sayılmasına karar verdi. Ayrıca MİT'i temsil eden avukatın talebi üzerine, kamu güvenliğini tehlikeye sokabilecek belge ve bilgilerin ortaya çıkmasını engellemek adına, duruşmaların kapalı yapılmasına ve duruşma içeriğiyle ilgili yayın yasağı getirilmesine de hükmedildi.

Davanın 15 Ocak 2021 tarihli duruşmasında cumhuriyet savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklarken, 19 Şubat 2021'de, 7 Şubat "MİT kumpası"na ilişkin, FETÖ'nün İstanbul bölge temsilcisi olduğu belirtilen firari sanık Ahmet Hamdi Parlak hakkında yeni bir iddianame hazırlandı ve ana davayla birleştirildi.

15 sanık hapis cezasına çarptırıldı
Mahkeme, ayırma ve birleştirme kararlarında sonra 8'i tutuklu 18 sanık üzerinden devam eden yargılamada, 3 Mart 2021'deki duruşmada hükmünü açıkladı.

Heyet, sanıklar eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer, Kazım Aksoy, Erol Demirhan, Nuh Mehmet Damgacı ve Ayhan Albayrak ile örgütün "emniyet mahrem imamları" olduğu belirtilen Sebahattin Kaplan, Musa Metin, Bilal İrice ve Ahmet Kılınçarslan'ı "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırdı.

Sanıklar Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün, Kazım Aksoy, Erol Demirhan ve Ayhan Albayrak'ı ayrıca hiyerarşik bir silsileyle "nitelikli resmi belgede sahtecilik" suçunu işledikleri gerekçesiyle 9'ar yıl hapis cezasına çarptıran heyet, bu 10 sanık hakkında, "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" ve "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından, yasa gereği hüküm verilmesine yer olmadığı, "devletin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme" ve "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından ise beraat kararı verdi.

Sanıklar eski polisler Oğuzhan Ceylan, Veli Tuluy, Fazıl Adnan İzgi ve Erkan Ünal'ı "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7 yıl 6'şar hapisle cezalandıran heyet, gazeteci sanık Mustafa Gökkılıç'ı "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından 8 yıl 4 ay hapse mahkum etti.

Mahkeme heyeti, sanık Faik Şaşmaz hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan "örgüt yöneticiliği" suçundan yargılandığı bir başka mahkemede beraat etmesi ve bu kararın kesinleşmesi nedeniyle davayı reddederken, diğer suçlardan ise beraatini kararlaştırdı.

Diğer sanıklar Mehmet Deveci ve Aykut Güçlü'nün de tüm suçlardan beraatine karar veren heyet, "darbeye teşebbüs" suçundan cezalandırılan sanıklar Bilal İrice, Ahmet Kılıçaslan, Musa Metin ve Sebahattin Kaplan'ın hükmen tutuklanmasına, yattıkları süreye göre sanıklar Faik Şaşmaz ile Mustafa Gökkılıç'ın da adli kontrolle tahliyesine hükmetti.

Gerekçeli kararda çarpıcı tespitler
Mahkeme heyeti, kurduğu hükümle ilgili gerekçesini de 17 Haziran 2021'de hazırladı.

Gerekçeli kararda, kumpasla ilgili, "MİT başkanı ve kurumda çalışan bazı personelin tutuklanmasına yönelik bir girişim olan ve kamuoyunda '7 Şubat krizi' olarak bilinen hadise, dönemin MİT imamının, MİT'in başına FETÖ mensubu bir şahsın atanması arayışları çerçevesinde düzenlenen bir operasyondur." ifadesi kullanıldı.

FETÖ'nün geçmişte izlediği, "Türkiye'nin terör örgütleriyle ilişkili olduğu" minvalindeki kara propaganda faaliyetlerini halen yurt dışında sosyal medya başta olmak üzere çeşitli platformlar üzerinden PKK dışındaki farklı terör örgütleri üzerinden de sürdürdüğü belirtilen kararda, "Örgütün kara propagandasını örgüt fark etmeksizin sürdürmesi, delillere dayanmaksızın her argümanı 'Türkiye'ye zarar verme' hedefiyle gündeme taşıdığını göstermektedir" denildi.

Kararda, şu ifadelere yer verildi:

"Devletin MİT eliyle bir istihbarat faaliyeti olarak bahsi geçen görüşmeyi (Oslo görüşmeleri) yapması doğaldır, olağandır ve hatta zaman zaman zaruridir... Bu görüşmelerin yapılması suç da değildir ve fakat bu görüşmelerin ülkemiz aleyhine olacak ve kullanılacak şekilde sızdırılması suç teşkil etmektedir ki bu 'siyasal ve askeri casusluk' suçuna vücut verir. Oslo görüşmelerinin kendisi de bir istihbarat faaliyetidir. Birtakım retoriklere ihtiyaç duyulması olağan sayılmalıdır. Olağandışı olan ise bunu bir siyasi iktidara, devlete ve devlet adına istihbarat faaliyeti yürüten kuruma ve görevlilerine yönelik saldırının malzemesi olarak kullanmaktadır. FETÖ'nün emniyet yapılanmasının hazırladığı ve mutfağında İstanbul Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğünün bulunduğu bu operasyonlardan yola çıkılarak örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in MİT'i ele geçirme amacı, KCK operasyonlarında elde edilen M.Ö'nün beyanı ile gerekli algı ve yetkiyi yaratmakta zayıf kalmış, bunun taçlanması için ele geçirilen Oslo ses kayıtları bu sefer hedefe Hakan Fidan, Afet Güneş ve Emre Taner'i taşımıştır. Müdahil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın o dönem Başbakan olarak soruşturmaya izin vermemesi ile bir nevi ilk darbe girişimi sonuçsuz kalmıştır. Kendilerini açılım politikası sonrasında yaşanan kaotik olayların hedefi olarak istismar eden örgüt, aynı zamanda Kobani olayları ve hendek süreci olarak bilinen süreçte PKK terör örgütü ile yan yana kol kola olmaktan da geri durmamıştır."

Yargıtay'ın bozma kararının ardından dava yeniden görülüyor
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi (istinaf), FETÖ'nün "7 Şubat MİT kumpası" davasına ilişkin dosya üzerinden yaptığı incelemede, 15 sanık hakkında yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararlarını hukuka uygun buldu.

Tarafların itirazı üzerine dosyaya bakan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, temyiz taleplerini inceleyerek 20 Şubat 2023'te karara bağladı.

Daire, yerel mahkemenin dava dosyası kapsamındaki bazı belge ve delillere "devlet sırrı" kapsamında bulunduğu gerekçesiyle erişimi sınırladığını hatırlattı.

Mahkemenin, devletin ilgili kurumlarının görüşünü de alarak dava dosyası içindeki hangi belgelerin bu kapsamda bulunduğunu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlemesi gerektiğini kaydeden Daire, sanıklar ve avukatlarının dava dosyasına erişiminin büyük ölçüde sınırlandırılarak, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama kapsamında adil yargılanma ilkeleri ve savunma hakkının ihlal edildiğini bildirdi.

Daire, yerel mahkemenin, iddia, savunma, sanıkların lehine ve aleyhinde olan deliller tartışılmadan, hangi delillere hangi gerekçeyle üstünlük tanındığını gerekçeye açıkça yansıtmadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve anayasaya aykırı olacak şekilde hüküm kurduğunu değerlendirdi.

Bu nedenle sanıklar, avukatları ve müdahil Cumhurbaşkanlığının temyiz itirazlarını yerinde gören Daire, beraat kararları ile mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına, diğer taleplerin reddine hükmetti.

Daire, tutuklu 10 sanığın tahliye taleplerini reddederek dava dosyasını yerel mahkemeye gönderdi.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma ilamına uyarak, dosyayı yeniden ele aldı.

Dava, kapalı oturumda sürüyor.

*aydinlik.com.tr/haber/gezi-davasinda-feto-damgasi-423065

HABERLER, ÖZGÜRLÜK MEYDANI,

Gezi Davası'nda FETÖ damgası

İlk soruşturmayı başlatan savcı FETÖ’den aranıyor, fezlekeyi hazırlayan emniyet müdürü tutuklu. Gezi davası iddianamesinde kanıt olarak öne sürülen dinlemelerin yapılmasına karar veren, soruşturmayı yürütenler FETÖ ile ilişkili olduğu gerekçesiyle cezalar almış durumda
Yayınlanma: 05 Ekim 2023, 00:00
Gezi Davası'nda FETÖ damgası
‘Kırmızılı kadın’a biber gazı sıktıran Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli ve Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar’ın ‘ByLock’ kullanıcısı olduğu ortaya çıktı.
Hikmet Çiçek
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 8 sanıklı Gezi Parkı davasında, Osman Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay ve Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater Utku'ya verilen 18'er yıl hapis cezalarını onadı. Gezi Parkı’ndaki çadırları yakma emrini veren ve eylemlerin simgesi haline gelen ‘kırmızılı kadın’a biber gazı sıktıran Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli ve Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar’ın ‘ByLock’ kullanıcısı olduğu ortaya çıktı. Gezi olaylarıyla ilgili iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen ile davaya bakan Hakim Muzaffer İren’in de FETÖ üyesi oldukları belirlendi. Dönemin Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı Mithat Aynacı’nın ‘FETÖ’ mensubu olduğu iddiasıyla arandığını ve darbe girişimi sırasında bir tankın içinden çıktığı yazıldı. Aynacı’nın telefonundan ‘ByLock’ çıktı.

EMRİ ERDOĞAN VERMİŞTİ
Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, onlarca kişinin ölümüne, yaralanmasına ve sakat kalmasına sebep olan polisleri “Polise talimatı ben verdim” ve “Polisimiz destan yazdı” diye övmüştü.

Gezi Parkı’ndaki çadırları yakma emrini verenler FETÖ'cüler
GEZİ İDDİANAMESİ
İddianame 16 ayda hazırlandı. ‘FETÖ’cü savcı ve polislerinin topladığı “delil”lerden yola çıkan iddianame 657 sayfadan oluşuyor. İddianamede 2016 öncesine ait “delil”lerin çoğu “FETÖ” tarzına uygun olarak hukuksuz şekilde elde edilmiş kayıtlar... İddianame, Gezi eylemlerini karalamayı hedefliyor. İddianamede Gezi eylemleri “Kökü dışarıda turuncu devrim” olarak niteleniyor. Hükümete karşı her türlü protesto “darbecilikle” suçlanıyor.

'OPTARİKA İDDİANAME'
Diken’de Kemal Göktaş şöyle yazdı: “Gezi eylemleri kalkışması’ iddianamesi, son 17 yıldır rutinleşen bir ‘hukuk’ uygulamasının tekrarından ibaretti. “Bu yüzden Kavala’nın telefonunda çıkan arıcılık haritası, Türkiye’nin bölünme planının ispatı olarak yazılır. İki ‘sanığın’ telefon görüşmesinde söyledikleri ‘off-the record’ (kayıt dışı) sözü anlaşılmadığı için yerine ‘optariko’ yazılır…” Evrensel’den Fatih Polat, iddianamenin “daha önce sıkça eleştirilen Ergenekon, Balyoz ve KCK iddianamelerindeki mantık ve delillendirme yöntemiyle hazırlandığını” söylüyor. Karar’dan Yıldıray Oğur iddianame boyunca tekrar edilen benzer kelimelerin istatistiklerini çıkarmış: “Böyle olunca da karşımıza 657 sayfayı bulmuş, esas suçlamaların içinde olduğu 101 cümlesi ‘anlaşılmıştır’, 97 cümlesi ‘anlaşılmaktadır’ gibi somut delilden çok kanaat bildiren ifadelerle biten bir iddianame çıktı. İddia makamı iddialarını desteklemek için 48 cümlede ‘açıkça’, 9 cümlede ‘adeta’ kullanmak zorunda kaldı.” diyor.

SAVCI KAÇTI
Gezi davasında FETÖ damgası 2013 yılına dayanıyor. 2013 yılında savcı Muammer Akkaş, 100'e yakın kişinin isminin geçtiği bir soruşturma başlatmıştı. Akkaş, 17/25 Aralık sürecinde görevden alınmış, hakkında soruşturma başlatılınca yurt dışına kaçmıştı. Şu anda firari ve aranıyor. Emniyet Müdürü Nazmi Ardıç 2013'te bir fezleke hazırlamış, fezlekede Osman Kavala'dan yola çıkarak Soros bağlantısı, OTPOR gibi iddialar ortaya atmıştı. Ardıç da tutuklu. FETÖ ile ilişkili olduğu gerekçesiyle ‘futbolda şike kumpası’ davasında 1972 yıl hapis cezası almıştı. Geçen yıl eşi de FETÖ’den tutuklandı. Gezi soruşturması “FETÖ” firarisi olan Savcı Muammer Akkaş tarafından başlatıldı. Soruşturmaya gerekçe olan polis fezlekesi “FETÖ”den tutuklu yargılanan dönemin İstanbul Emniyeti KOM Şube Müdürü Nazmi Ardıç’a ait. Bu dava 2015’te beraatla sonuçlanmıştı. 4 yıl sonra Osman Kavala’nın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla yeniden gündeme gelmişti. Diğer isim FETÖ’den yargılanan polis Ercan Orhan Aydın. Yıldıray Oğur, yazısında “Yeniden kıymetlendirilmek’ kavramı herhalde adli çevrelerde çokça konuşulacak. Çünkü bu anlayışla, 17/25 Aralık, Selam/Tevhid gibi soruşturmaların dosyaları ve yasa dışı delilleri de bir gün başka savcılar tarafından yeniden kıymetlendirilebilir. Eğer bu telefon tapeleri, dinleme kayıtları, fiziki takip raporları hukuki değilse bunların ileride bir gün ‘yeniden kıymetlendirilebilir’ diye arşivlerde tutulmaması, yok edilmesi gerekirdi.” diyor.

'BÖLÜCÜLÜK DELİLİ' HARİTALAR
Evrensel’den Cansu Pişkin’in haberine göre “Kavala’nın telefonunda bulunan bir fotoğrafı delil olarak iddianameye sunan savcı, ‘Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün bozularak sınırların yeniden çizildiği şüphelinin cep telefonu ile çekildiği tespit edilen fotoğrafın ele geçirildiği’ ifadelerini kullandı. Ancak söz konusu fotoğrafın Prof. Dr. F. Ruttner’in 1988’de ilk basımını yapan ‘Bal arılarının biyocoğrafya ve taksonomisi’ adlı kitabında yer alan, Ortadoğu’daki arı ırkları haritası olduğu ortaya çıktı.”

Bu durum Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’ün tepkisini çekti. “Arılar ülkeyi bölerse adaletin ömrü ne olur” diye soran Özkök şu ifadeleri kullandı: “FETÖ döneminde Balyoz, Kafes kumpas davalarının iddianamelerinde yapılan hataların aynısı tekrarlanıyor. O zamanlar yazmıştım, bugün de yazayım. Sadece bu hata bile bu davaların düşmesine neden olabilir. Einstein, yıllar önce şöyle bir şey söylemişti: ‘Arılar yeryüzünden kaybolursa, insanın 4 yıl ömrü kalır...’ Ben de diyorum ki... Bir ülkede arı haritaları da böyle iddianamelerle insanları hayat boyu hapse mahkûm etmenin gerekçeleri haline getirilirse... Acaba o ülkede adaletin kaç yıllık ömrü kalır.”

İDDİANAMEDE OLMAYAN
"Kabataş'ta deri eldivenli Gezicilerin saldırısına uğradığı" iddia edilen Zehra Develioğlu müştekiler arasında yok. Hayali olay sonrası Erdoğan, “Benim başörtülü kızlarıma, başörtülü bacılarıma saldırdılar.” açıklamasını yapmıştı. Erdoğan'ın olaya dair yayınlanacağını iddia ettiği görüntüler de hiç yayınlanmadı. Erdoğan ve hükümete yakın medya, kamuoyunda “Kabataş yalanı” olarak bilinen konuyu Gezi Parkı eylemleri sırasında ve sonrasında sıklıkla kullandı.

'FİNANSÖR' OSMAN KAVALA
Kavala'nın avukatı İlkan Koyuncu, iddianameyi eleştirirken Kavala'nın "Gezi'nin finansörü" olmakla suçlandığını hatırlattı ancak iddianamede buna dair somut bir şey göremediğini belirtti: "İddianamede Gezi'nin nasıl finanse edildiğini görmeyi bekliyordum. Osman Kavala finansör olarak kaç para vermiş, ben göremiyorum."

Gezi davasının hakimi, AKP'den aday adayı olan Murat Bircan'ın eşi Arzu Bircan'ın FETÖ itirafçısı olduğu ortaya çıktı. Arzu Bircan, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadede şunları söylemişti:

“Ablamın kayınpederi H.A., Said Nursi'nin talebesi olduğu için küçüklüğümüzden beri aile cemaate yakındır. Ama paralel yapı olarak adlandırılan kısmı ile hiçbir alakamız olmadı. Sağlık hizmetinde çalıştığım ve Bafralı olduğum için Bafra'yı ve bu camiayı iyi bilirim. “Geçmiş dönemde de cemaat sohbetlerine davet edildim. Bu sebeple de birçok kişiyi tanırım. İyi niyetli bir şekilde 17/25 Aralık öncesinde sohbetlerde ben de bulundum. Genelde bize sohbet yapan abla denilen, cemaatin içerisinde yer alan kişilerdi.”

Bircan, yakın çevresindeki çok sayıda doktor, hemşire ve eşlerinin FETÖ ile ilişkili olduğunu iddia ederek, isim isim itirafta bulundu. İlk soruşturmayı başlatan savcı FETÖ’den aranıyor, fezlekeyi hazırlayan emniyet müdürü tutuklu. Gezi davası iddianamesinde kanıt olarak öne sürülen dinlemelerin yapılmasına karar veren, soruşturmayı yürütenler FETÖ ile ilişkili olduğu gerekçesiyle cezalar almış durumda. Gezi davası işte böyle bir dava.

*aa.com.tr/tr/turkiye/feto-gezi-parki-olaylarini-firsat-olarak-gordu/1409021#

GÜNDEM,

'FETÖ Gezi Parkı olaylarını fırsat olarak gördü'

Gezi Parkı odaklı olaylara ilişkin iddianamede FETÖ'nün Gezi Parkı olaylarını fırsat olarak gördüğü ve sonuçtan kendisine yarar sağlama düşüncesinde olduğu belirtildi.
Mustafa Hatipoğlu, Murat Paksoy, Murat Kaya, 04.03.2019 - Güncelleme : 05.03.2019

İstanbul

Gezi Parkı odaklı olaylara ilişkin iddianamede, "Olayların başarıya ulaşması halinde ve hükümetin istifası veya erken seçim gibi bir sonucun meydana gelmesi durumunda, bu FETÖ'nün sonuçtan kendisine yarar sağlama düşüncesinde olduğu, kendisi açısından büyük tehlike olarak gördüğü ve Gezi Parkı olayları olarak sempatik gösterilen Türkiye Cumhuriyeti hükümetine yönelen kalkışmanın bir daha yaşanmamak üzere akamete uğratıldığı tarihten çok kısa süre sonra, 17/25 Aralık kumpas soruşturmaları ile kendisine karşı yargı darbesine giriştiği" belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan 657 sayfalık iddianamede, Gezi Parkı odaklı olayların FETÖ ile bağlantılarına yer verildi.

İddianamede, sanıkların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında değerlendirilen görüşmeler yaptığı, bu kapsamda Osman Kavala'nın 30 Aralık 2013'te "Şimdilik cemaate de hükümete de ihtiyacımız var. Sayelerinde yolsuzlukları ve yargı içindeki örgütlenmeyi öğreniyoruz." şeklinde yazı yazdığının tespit edildiği anlatıldı.

Zaman muhabiri: "Biz Gezi'yi tamamen destekliyoruz"
Gezi imar planı ve düzenleme iptaliyle ilgili Zaman gazetesinde haber yapıldığından bahsedilen iddianamede, sanık Şerafettin Can Atalay'ın bu konuda FETÖ'ye müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan Zaman gazetesinde bir dönem muhabir olan daha sonra avukatlık yapan ve hakkında ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Kadir Kökten'i arayarak, "Zaman gazetesinde çıkan habere sitem ederek neden olayı Taksim Dayanışması üzerine yıkmaya çalıştıklarını sorduğu" kaydedildi.

Kökten'in ise "Biz Gezi'yi tamamen destekliyoruz zaten... Bizim öyle bir derdimiz yok." şeklinde konuşma yaptığı iddianamede yer aldı.

İddianamede bu konuşma içeriklerine ilişkin, şu tespite yer verildi:

"Bu konuşmalardan bu oluşum tarafından infial uyandırılarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs eylemlerine dönüştürülen olayların sebebi olarak gösterilen imar planı ile ilgili iptal kararının lehlerine verilmiş olduğunun bir şekilde öğrenilmesine rağmen bu hususun kamuoyundan gizlendiği, buradaki amacın ise olayların etkinliği ve çapının bu gerekçe ile zayıflamasının önüne geçilmesi gayreti olduğu açıktır. Bu bilgi ışığında dahi olayların masum görünüşlü çevre hassasiyeti sebebiyle gelişmediğinin ve nihai amacın Memet Ali Alabora isimli şüphelinin tweetlerinde de bahsi geçtiği üzere Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye ilişkin olduğu su götürmez bir gerçekliktir."

Açık Toplum Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmış olan sanık Ali Hakan Altınay’ın kayıtlı görüşmesinde "Hoca efendinin adamları Amerika'dan bir grup akademisyen ve ... getirmiş onlarla 7 buçukta Sefaköy'de yemek yiyeceğim." ifadelerini kullandığı anlatılan iddianamede, eski Türk Tabibleri Birliği Başkanı Gençay Gürsoy ile Oya Aydın arasında geçen bir görüşmede ise "Özgürlükçü Anayasa Platformu olarak yapıyoruz uzunca bir metin yayınlayacağız, 'hukuk devleti askıya alındı' şeklinde bir başlıkla yayınlayacağız, onu Zaman gazetesi de basar... Onlar mutlaka basar. Orada kiminle konuşmak lazım?" diyerek kapatılan Zaman gazetesiyle irtibat kurulmak istendiği bildirildi.

İddianamede, Gürsoy'un akademisyenlerin imza kampanyasıyla ilgili Zaman gazetesinden Tuğba isimli bir kişi ile görüşme yaptığı, bu konuda sanık Osman Kavala ile de konuştuğu ve Zaman gazetesiyle yaptığı görüşmeyi anlattığı belirtildi.

"Gezi Parkı olaylarında FETÖ'cü polisler görev yaptı"
Gezi Parkı olayları sırasında, 15 Temmuz'da tankın içinden çıkan darbeci emniyet müdürü Mithat Aynacı, eski Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü Hakkı Akçal, eski Çevik Kuvvet Şube Müdürü Muhammed Fatih Sarıyıldız, eski İl Emniyet Müdür Yardımcısı Yılmaz Avcu'nun FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında meslekten ihraç edildiği ve örgütün şifreli haberleşme uygulaması "ByLock"un kullanıcıları oldukları da iddianamede aktarıldı.

İddianamede, Taksim Gezi Parkı'nda eylemcilerin çadırlarının yakılması ile ilgili olarak "Çadırları toplamakla uğraşmayın, yakın gitsin." şeklinde talimat verdiği iddia edilen dönemin Beyoğlu’ndan sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli'nin de "ByLock" kullanıcısı olduğu kaydedildi.

FETÖ soruşturması kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan eski istihbarat Yarbay Bülent Sevindik'in ifadesinde birçok toplantıya katıldığını ve görevli olduğu askeriye içerisinden örgüte bilgi verdiğini söylediği belirtilen iddianamede, Sevindik'in 2013 Ağustos-2014 Haziran döneminde Bilgi Güvenliği Şube Müdürlüğü'nde görevli olduğu dönemde, kod ismi ESAT olan örgüt mensubu sorumlu sözde abisi ile Ramazan Aykış tarafından irtibatlandırıldığını, irtibat dönemi 17-25 Aralık dönemine denk geldiği için bütün telefon kullanımlarının FETÖ/PDY terör örgütü tarafından yasaklandığını anlattığı ifade edildi.

İtirafçı yarbay:"Hükümetin devrilmesi gerekiyor"
İddianamede, Sevindik'in iletişimi belirli aralıklarla Ankara'da bir evde buluşarak sağladıklarını, bu görüşmelerde hükümet aleyhine propaganda yapıldığını, FETÖ/PDY terör örgütünün haklı olduğunu, bu hükümetin devrilmesi gerektiğini, Gezi olayları süreciyle başlayan kaos ortamının devam edeceğini, meydanlara çıkan sendika ve sivil toplum örgütlerine destek verildiğini, eninde sonunda bu amaca ulaşacaklarını ve istekleri doğrultusunda hakimiyetlerinin yoğun olduğu bir hükümet kurulmasına olanak sağlayacaklarını düşündüklerini anlattığı bilgisi verildi.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan FETÖ üyesi eski Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar'ın ifadesinde önceki tarihlerde de Beyoğlu-Taksim bölgesinde HDP’liler tarafından yapılan ve çoğunluğuna da müdahale ettiğini beyan ettiği toplumsal olayların müzakereleri esnasında tanıdığı Osman Kavala'nın müzakereciler arasında olduğunu, bu şahsın müzakere edilen grup ve liderlerinin yanında durduğunu fakat çok diyaloğa girmediğini, müzakere edilen şahısların tıkandığı durumlarda ise sanki onların danıştığı akıl hocası gibi devreye girdiğini beyan ettiğine iddianamede yer verildi.

İddianamede, Gezi Parkı olayları öncesinde gerek İl İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden, gerekse Emniyet Genel Müdürlüğü'nden herhangi bir bilgi notu veya yazının gönderilmediğini belirten Dolar'ın, Gezi Parkı eylemlerinden sonra haberdar olduğu Memet Ali Alabora’nın ve ekibinin sahnelediği "Mi Minör" oyunu sürecinin Gezi Parkı kalkışmasında ciddi bir etken olduğunu ifade ettiği anlatıldı.

"FETÖ, Gezi Parkı olaylarını fırsat olarak gördü"
İddianamede telefon görüşmeleri ve alınan ifadeler soncunda yapılan değerlendirmede, o tarihte Gezi Parkı olayları adı ile ülkenin hemen her yerine yayılmak istenen kalkışmayı FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kendisi açısından bir fırsat olarak gördüğü belirtildi.

Bu olayların başarıya ulaşması halinde ve hükümetin istifası veya erken seçim gibi bir sonucun meydana gelmesi durumunda bu FETÖ'nün sonuçtan kendisine yarar sağlama düşüncesinde olduğuna işaret edilen iddianamede, kendisi açısından büyük tehlike olarak gördüğü ve Gezi Parkı olayları olarak sempatik gösterilen Türkiye Cumhuriyeti hükümetine yönelen kalkışmanın bir daha yaşanmamak üzere akamete uğratıldığı tarihten çok kısa süre sonra, 17/25 Aralık kumpas soruşturmaları ile yargı darbesine giriştiği vurgulandı.

İddianamede, şunlar kaydedildi:

"15 Temmuz 2016 tarihinde doğrudan canına kast ettiği o tarihte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan ve halen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın, aynı oluşumun yurt dışında giriştiği eylemlerin sonucunda da olduğu gibi yeniden aday olmayacağı/olamayacağı/yapılmayacağı beklentisi ile Gezi Parkı olayları olarak sempatik gösterilen bu kalkışmaya emniyet bünyesinde yer alan hücresel yapıları aracılığıyla etkili, orantılı ve yerinde müdahaleler yapılmasına engel olduğu veya yeri geldiğinde bu grubun mağduriyet algısı oluşturmasına zemin hazırlamak maksadıyla olayları tahrik edecek, toplumun haklı tepkisini çekecek uygunsuz, orantısız müdahalelerde bulunduğu değerlendirilmiştir. Bu sayede kendi emelleri açısından en büyük engel olarak gördüğü o tarihte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan ve halen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ı pasifize etmek suretiyle devletin maalesef hemen her kadrosunda mevcut militanları aracılığıyla devlet yönetimini ele geçireceği beklentisi içerisinde bulunan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, bu eylemlerin akamete uğraması sonrasında bu defa kendisi sahneye doğrudan çıkacak, önce 17/25 Aralık kumpası ve sonrasında da 15 Temmuz 2016 tarihinde benzer yönde girişimlerde bulunacaktır."

FETÖ'nün kurulmasında ve gelişmesinde etkileri bulunan dış istihbarat örgütlerinin sürekli biçimde gözetim ve denetimi altında bulundurulduğu ve hatta zaman zaman buralardan aldığı doğrudan talimatlar doğrultusunda amaçlarına yönelik faaliyetler yürüttüğü aktarılan iddianamede, ipini elinde tutan, kurulmasında ve palazlanmasında büyük pay sahibi olan ve uyguladığı yöntemler noktasında yine kulağına fısıldayan, başarısız girişimleri sonrasında mensuplarına kol kanat geren dış istihbarat örgütleri, yurt dışı kaynak ve odakların emelleri doğrultusunda Gezi Parkı olayları sürecinde hareket etmediğinin kabulünün mümkün olmayacağı ifade edildi.

*aa.com.tr/tr/ekonomi/uzmanlar-gezi-olaylari-surecinin-ekonomik-ve-sosyal-yonunu-degerlendirdi/2262720

EKONOMİ

Uzmanlar Gezi olayları sürecinin ekonomik ve sosyal yönünü değerlendirdi

Cumhurbaşkanı Ekonomi Başdanışmanı Ertem, "2013 Haziran'ındaki Gezi kalkışmasıyla 15 Temmuz 2016'daki FETÖ darbe girişimi arasında bir korelasyon vardır. Bunların merkezleri de saikleri de varmak istedikleri yer de aynıdır." dedi.
Emin İleri, 03.06.2021 - Güncelleme : 03.06.2021

İstanbul
Uzmanlar, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı'ndaki ağaçların başka yere taşınacağı bahanesiyle 2013 yılında, 27 Mayıs'ta başlayan ve 8 Temmuz'a kadar süren olayların ekonomik ve sosyal yönünü, AA muhabirine değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Ekonomi Başdanışmanı Cemil Ertem, Gezi olaylarının bir itiraz olmadığını, hatta bir muhalefet hareketi bile olmadığını belirterek, "Gezi gerici bir kalkışmaydı, gerici bir restorasyon denemesiydi." ifadelerini kullandı.

2008'deki küresel ekonomik krize rağmen Türkiye'nin 2010, 2011 ve 2012'de ekonomik anlamda çok ciddi başarılar elde ettiğine dikkati çeken Ertem, şöyle konuştu:

"Hem ABD’de mortgage krizi, hem Avrupa'da da finansal çöküş olarak tezahür eden kriz, 2009'da tüm dünyada çok ciddi küçülmelere sebep oldu. 2009'da Türkiye'de de bir küçülme yaşandı ama Türkiye 2010-2011 yıllarında bu küçülmeyi hızlı telafi eden, hızlı bir büyüme trendine geçti. Bunda Türkiye'ye duyulan güven, Türkiye'deki siyasi istikrar ve o zaman AK Parti iktidarının Türkiye'ye yönelik yapacağı yatırımlar… İşte İstanbul Havalimanı'ndan tutun da enerji hatlarına ve hızlı ticari geçişlere kadar birçok projenin 2010 yılı itibarıyla startının verilmiş olması. 2009 küresel krizinden sonra bu, Türkiye'ye yönelik sermaye akımının hızlanmasını ve ilgiyi arttırdı. Türkiye'de 2010'da yüzde 8'lere varan çok yüksek bir büyüme yakaladık. 2011 seçimlerinde bu hızlı büyümenin etkisiyle AK Parti yine yüksek bir oy oranıyla iktidara geldi. Özellikle Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ciddi bir ekonomik toparlanma sağlandı ve faizler düşmeye başladı."

Gezi olayları öncesinde Türkiye'nin kredi notunun yükseltildiğini, bununla beraber Türkiye'ye ciddi bir sermaye akımı da başladığını hatırlatan Ertem, "Bütün bunlar 2013 yılına giderken, faizlerin hızla düşmesine yol açtı. Faizlerin hızla düşmesi Türkiye'yi hem küresel bağlamda hem de ulusal çerçevedeki yatırımcıların daha iştahlı yatırım yapmasına yol açıyordu. Gezi, 2013 Haziran'ında tam 8 yıl önce bu şartlarda Türkiye'ye karşı bir saldırıdır, en azından." dedi.

Geçen sene vefat eden AK Parti Milletvekili de olan Markar Esayan ile beraber yazdıkları "Dünyayı durduran 60 gün" adlı kitabına da değinen Ertem, Gezi olaylarından hareket ederek Türkiye'nin o dönem ekonomi politikasını tarihsel bağlamda ele aldıklarını belirtti.

"Gezi gerici bir kalkışmadır"
Cemil Ertem, şu değerlendirmede bulundu:

"Merhum Markar'ın söylediği gibi 'Gezi esasında gerici, imtiyazlı bir sınıfın imtiyazlarını kaybetmesinden kaynaklı bir gerici restorasyon kalkışmasıydı.' Markar bu tespiti yapmıştı o zaman ki haklı olduğunu görüyoruz. Gezi bu ekonomik ve sosyal şartlarda oldu ve bu anlamda gerici bir kalkışmadır. Gezi'de rol alanların iddia ettikleri gibi 'devrimci bir itiraz' gibi ileriye dönük bir yanı yoktur. Gezi, Türkiye'deki uluslararası sermaye ile iş birliği yapan vesayetçi tekelci sermayenin, asker postallarıyla darbe geleneğiyle örülmüş, eski karanlık günlerine dönme arzusunun tezahürüdür."

Ertem, Gezi Parkı odaklı olaylardan sonra Türkiye'de büyük projelerin hayata geçtiğini anlatarak, "İstanbul Havalimanı, TANAP, Türkiye'nin enerji habı olması projesi ve çevre yolları, üçüncü köprü, Londra-İstanbul-Pekin hattını birleştirecek ticari entegrasyonlar gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Türkiye bugün savunma sanayisinde olsun, diğer alanlarda olsun dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmiştir. Enerji olarak böyle, ulaşım olarak böyle ve sanayi olarak da böyle." dedi.

"O dönem yeşil duyarlılığı olan ama ne olup bittiğinin farkında olmayan genç kitleleri ya da bir şekilde Türkiye'deki vesayetçi sistemde imtiyazlarını kaybetmiş kesimleri sokağa çekme doğrultusunda FETÖ bürokrasisi ve medyanın da büyük ölçüde katkısı olmuştur." diyen Ertem, Gezi Parkı odaklı olayların Türkiye genelinde yaygınlaşmadığına dikkati çekti. Ertem, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Afrika dönüşü havalimanında yaptığı konuşma ve onu karşılayan halk kitlelerinin, Gezi olaylarına katılanlardan daha fazla olduğunu ve halkın büyük çoğunluğunun seçilmiş iradenin yanında bulunduğunu vurguladı.

Gezi olaylarında vesayetçilerin desteklediği eylemcilerin karşısında sokağa çıkmayan halkın, 15 Temmuz darbe girişiminde sokağa çıktığını anlatan Cemil Ertem, "Dolayısıyla Türkiye'deki vesayetçi sistemin artık son çırpınışı da Gezi'den sonra 15 Temmuz 2016'daki FETÖ darbe girişiminde bizzat halk tarafından bastırılmasıyla son bulmuş oldu. Bu anlamda 2013 Haziran'ındaki Gezi kalkışmasıyla 15 Temmuz 2016'daki FETÖ darbe girişimi arasında bir korelasyon vardır. Bunların merkezleri de saikleri de varmak istedikleri yer de aynıdır.” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, Gezi olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz gibi kalkışmaları halkın bundan sonra affetmeyeceğini vurguladı.

"Gezi'yi amaçlayanların şu anda toplumda bir karşılığı yoktur"
Gezi olaylarını en iyi anlatan kitaplardan birini Markar Esayan ile birlikte yazdıklarını anlatan Ertem, "Gezi'yi amaçlayanların şu anda toplumda bir karşılığı yoktur ama amaçladıkları şey hala sürmektedir. Türkiye'yi tekrardan vesayetçi, küresel güçlerin emrinde bir ülke haline getirme amaçları her zaman sürmüştür, sürecektir ama bu amaçlarına hiçbir zaman varamayacaklarını da ben ilave etmek istiyorum." diye konuştu.

"Kutuplaşmanın başlangıç noktası aslında Gezi'dir"
SETA Toplum ve Medya Araştırmacısı ve İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Aslan da 28 Şubat sürecinden sonra AK Parti'nin 2002'de iktidara geldiğini hatırlatarak, sonraki 10 yılda hükümetin ciddi bir dirençle karşılaştığını, Cumhuriyet Mitingleri, 27 Nisan e-muhtırası, 367 krizi ve AK Parti'ye açılan kapatma davası gibi durumların yaşandığını, bunların Gezi eylemlerine benzer olaylar olduğunu kaydetti.

Gezi olaylarını, tüm bu süreçlerin devamı olarak okuduğunu belirten Aslan, şöyle devam etti:

"Çünkü daha önce cumhuriyet mitinglerine destek vermeyen sol-liberal gruplar bu sefer Gezi'ye destek verdiler. Böylece muhalefet bloğu genişledi. Orada HDP destekçileri yoktu. Çünkü o zaman Çözüm Süreci de devam ediyordu. Ama sonrasında 'hayır biz orada bulunduk' diyenler oldu. Mesela Aysel Tuğluk gibi. 2014 yılında işler bozulduktan sonra 'fiziksel olarak olmasak da ruhen oradaydık' dendi. AK Parti dönemini iki döneme ayırırsak, ilk dönemde bürokratik oligarşiye karşı verilen mücadele söz konusuydu. Gezi ile beraber ikinci safhaya geçtik. Artık AK Parti'nin muktedir olduğu yıllardı. Gezi de ikinci dönemin ilk yıllarında buna verilen bir reaksiyondu."

AK Parti'nin 2008'li yıllarda bir açılım döneminde bulunduğunu, Kürtlere, Alevilere, gayrimüslimlere, Romanlara ve muhafazakarlara yönelik bir açılımının söz konusu olduğunu aktaran Aslan, "Bu süreç Gezi ile ilk defa kesintiye uğradı. AK Parti ile toplumun belli kesimleri arasında bir duvar örüldü. Bundan sonra ülkede kutuplaşmanın sert bir şekilde arttığını gördük. Gezi muktedire karşı verilen bir mücadeleydi. Kutuplaşmanın da başlangıç noktası aslında Gezi’dir. Ondan sonraki tüm süreçler de ona hizmet etmiştir." dedi."

"Gezi mite dönüştü"
Gezi olaylarının her ne kadar çevre duyarlılığı ile ortaya çıksa da imtiyazlarını kaybeden seküler orta sınıfın vermiş olduğu bir tepki olduğunu öne süren Aslan, şöyle konuştu:

"Yani buradaki meselemiz toplumun çevresinde bulunan kesimlerle geniş tarihi bir blok oluşturdu AK Parti. 1920'lerden beri ülkeye hakim olan o blokun yerini almış oldu ve dışında kalanlar 1920'lerden 2010'lara kadar ülkeyi yönetenler doğrudan veya dolaylı olarak işte bunun içinde medyası da akademisyeni de sivil bürokrasisi de iş dünyası da ordusu da yargı mensupları da vardır. Bunların hepsi kolektif bir şekilde bu iktidar değişimine tepki gösterdiler ve bu tepkinin adı Gezi'dir. Gezi, bundan sonraki süreçte bu toplumsal kesimlerin sürekli bir şekilde birlikteliğini sağlamak için vurgu yaptıkları bir mite dönüştü. Ondan sonraki etkisi ne oldu? Ülkede kutuplaşma sert bir şekilde ortaya çıktı. AK Parti toplumda normalleşmeyi sağlamaya çalışıyordu."

*aydinlik.com.tr/haber/fetonun-1725-aralik-kumpasinin-sifreleri-bylockta-79761

HABERLER, HAYATIN İÇİNDEN

FETÖ'nün 17/25 Aralık ( 2013 ) kumpasının şifreleri ByLock'ta

FETÖ üyesi hakim ve savcıların, örgütün talimatıyla 17-25 Aralık kumpas davalarını kurguladıkları, ByLock yazışmalarına yansıdı
Yayınlanma: 11 Şubat 2018, 12:57, Güncellenme: 09 Şubat 2022, 16:30

FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen eski Kilis Cumhuriyet Savcısı Yüksel Gök'ün deşifre edilen ByLock yazışmaları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

Yazışmalarda, Gök'ün Kilis'te görev yaptığı dönemde, sözde 17/25 Aralık kumpas dava dosyalarıyla ilgili örgüt abisine bilgi aktardığı tespit edildi.

Gök, örgütün gizli haberleşme sistemi ByLock programından, dosyada birçok iş adamı ve dönemin kabine üyelerinin çocuklarına ait ses kayıtlarının yer aldığını, bu bilgileri örgüte aktardığını, ilerleyen aşamalarda ise dosyanın kendisinden alındığını yazdı.

Kumpas davaları için "projeli dosya" diyen Gök, örgüt abisine yazdığı mesajda, "Daha önce birçok kez not olarak ilettiğim bir örgüt dosyası vardı. Bu dosyanın içeriği berber Yaşar (Yaşar Aktürk) isimli kişiyle başlayıp bakan çocuklarına ve Rıza Zarrab'a kadar giden bir dosyaydı. Projeli dosya olduğundan içerisinde klasör klasör tape (ses) kaydı vardı. Tape kayıtlarında Rıza Zarrab, Muammer Güler'in oğlu Barış Güler'in dahi kayıtları vardı." ifadelerine yer verdi.

DOSYA FETÖ SAVCISINDA

Soruşturma dosyasını, eski Kilis KOM Şube Müdürü Mehmet Emin Çakıcı ile sanık eski savcı Özcan Şişman'ın hazırladığını kaydeden Gök, Çakıcı'nın imzasının bulunduğu 300 sayfalık fezlekenin, Adana özel yetkili Cumhuriyet savcılığının kapanması nedeniyle Kilis Başsavcılığına gönderildiğini anlattı.

Dosyaya bakan Savcı Murat Özvardar'ın tayini çıkması üzerine soruşturma dosyasının kendisine verildiğini ifade eden Gök, sonrasında gelişen olayları örgüt abisine şöyle bildirdi:

"Ben de geçen aylarda İstanbul'a yetkisizlik yazdım. Dosya, karşı yetkisizlik ile tekrar bana geldi. Fakat dosya geldikten birkaç hafta sonra Başsavcı Halil İnal'ın görevlendirmesiyle benden alınarak Erkan Keskin savcıya verildi. Ben daha önce başsavcıya bu dosyayı söylemiştim, o da 'Sen bak demişti' şimdi de dosyayı benden aldı. Anladığım kadarıyla dosya İstanbul'a gidince içeriğinden bilgi sahibi oldular ve dosyayı benden aldılar. Ben de Erkan'a, 'Dosya önemli, hemen karar verme' dedim. O da 'Yaza kadar bu dosyada karar yazayım, yazın da ben giderim' dedi."

ÖRGÜT ABİSİNİN SAVCIYA TALİMATLARI

Yüksel Gök'ün bu bilgilendirmesi üzerine, örgüt abisinin dosyaya ilişkin görevlendirme yazısı ve bazı bilgileri talep ettiği ByLock yazışmalarına yansıdı.

Örgüt abisinin talimatını yerine getiren Gök, görevlendirme yazısını ByLock üzerinden gönderdiğini ancak diğer belgelere, dosyanın kendisinden alındığı için ulaşmasının mümkün olmadığını belirtti.

Örgüt abisinin ısrarı üzerine Gök, "Abi dosya bende olsa çok rahat alırdım. Aslında dosyanın bende olduğunu haber vermiştim, şimdi çok zor abi ama çok önemli ise almaya çalışırım. Yine de tehlikeli olur çünkü fotokopi adliyede çekilecek o da sonra tespit ediliyor abi." cevabını verdi.

Sanık Savcı Gök, örgüt abisinin aynı tutumunu sürdürmesi nedeniyle "Anladım abi, dosyayı ekranda inceleme bahanesiyle almaya çalışırım ama iki çuval dosya var. Çok zor ve riskli abi." açıklamasını yaptı.

1 DOLAR ÖNLEMİ

Aktif ByLock kullanıcısı olan Gök'ün, kriptolama özelliğine sahip başka programları da kullandığı tespit edildi.

Sanık Yüksel Gök, 1 Ocak 2016 tarihli örgüt abisiyle yaptığı yazışmada, tedbir kapsamında bazı önlemler aldığını belirterek, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen tarafından örgüt mensuplarına gönderildiği belirlenen "1 dolar"ı cüzdanından çıkardığını ifade etti.

Bu tedbiri geçici olarak yaptığını belirten Gök, "Abi, biz de iyiyiz, çok şükür. Bizde de 1 dolar vardı, onları geçici de olsa cüzdanda çıkaralım olmazsa abi." ifadelerini kullandı.

Eski Savcı Yüksel Gök, 23 Temmuz 2016'da FETÖ üyesi hakim ve savcılara yönelik operasyonda gözaltına alınmış, çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.

*trthaber.com/haber/gundem/feto-darbeci-kimligini-17-aralik-2013te-gun-yuzune-cikardi-731488.html

Gündem, KAYNAK, TRT Haber, HABER GİRİŞ 17.12.2022 13:36, SON GÜNCELLEME 17.12.2022 14:11

FETÖ, darbeci kimliğini 17 Aralık 2013'te gün yüzüne çıkardı

Fetullahçı Terör Örgütü, bundan 9 yıl önce gerçek yüzünü göstererek, yargı eliyle bir darbeye kalkıştı. Yargı ve emniyete sinsice sızan örgütün 17 Aralık kumpasının üzerinden 9 yıl geçti. Bu tarih, FETÖ'nün, seçilmiş meşru hükümete karşı yürüttüğü operasyonların başlangıcı kabul edildi.

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) darbeci kimliğini 17 Aralık 2013 tarihinde su yüzüne çıkardı.

Örgüt darbenin ilk halkasına rüşvet ve yolsuzluk kılıfı giydirdi. Birbiriyle alakası olmayan 3 ayrı soruşturma dosyası hazırladı. O dosyalar dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı'dan gizlendi.

Bakan çocukları, iş adamı, banka yöneticisi, belediye başkanları ve bürokratlar olmak üzere 89 sözde şüpheli gözaltına alındı, 26 kişi tutuklandı.

Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç tüm bu olan bitenin mimarlarıydı. Koordinasyonu ise Zekeriya Öz yapıyordu. Bugün üçü de firari.

"17 Aralık'ın tarihi aslında 17 aralık değildir, 17 Mart'tır"

Örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik ilk operasyonlarının, 2010'lu yıllardan itibaren ağırlık kazandığını belirten İrfan Fidan, 17 Aralık sürecinin de bunun bir parçası olduğunu söyledi.

Fidan, "17 Aralık'ın tarihi aslında 17 aralık değildir, 17 Mart'tır. 2014 30 Mart seçimlerine giden süreçte alelacele yapılmaya çalışılmıştır. Deşifre olduğu inancıyla erkene alınmıştır. 17 aralık-25 aralık Operasyonları'nın örgüt tarafından başlatıldığı tarihte dosyalar henüz sonlandırılmamıştır, dinlemeler devam etmektedir. Takipler devam etmektedir. Deşifre olduğu inancıyla örgüt, alelacele apar topar düğmeye basmıştır tabiri caizse." dedi.

Firari Zekeriya Öz'ün Dubai tatili

Zekeriya Öz, sözde yolsuzluk soruşturması yürütüyordu. Oysa kendisi, şüpheli olarak kodladığı iş adamlarının parasıyla 17 Aralık’tan 2 ay önce Dubai’de tatil bile yaptı.

Seçilmiş hükümet darbenin ilk halkasına tedbir alırken, FETÖ elebaşı ise Pensilvanya’daki malikanesinde beddua ediyordu.

"Şeb-i Aruz törenlerinin olduğu gün operasyona başladılar"

Aslında 17-25 Aralık operasyonunun tarihinin 31 Mart seçimlerinden bir hafta önce olduğunu ifade eden Avukat Cüneyt Toraman, "Ancak dershane tasarısının Melis'e sunulmasıyla erkene almak zorunda kaldılar. Yani semboller çok önemlidir bu örgüt açısından. Şeb-i Aruz sevgiliye kavuşma biliyorsunuz. Yani öyle bir tarih seçiyorlar ki Cumhurbaşkanımız da o zaman Konya’daydı. Tam Şeb-i Aruz törenlerine katıldığı gün, operasyona başladılar." diye konuştu.

FETÖ'cü polis FBI'ın avucunda

İran, ABD’nin uyguladığı ambargo nedeniyle Halkbank’ta hesap açtı.  Türkiye, İran’dan aldığı enerjinin karşılığını bu bankaya yatırıyordu.

Halkbank’ın Genel Müdürlüğü Ankara'da, Bölge Müdürlüğü ise İstanbul Ataşehir’deydi. Bir başka ifadeyle İstanbul Anadolu Adliyesi’nin mıntıkasındaydı. Oysa bankaya kumpas, Çağlayan Adliyesi’nde kuruldu. Amaç İran ile Türkiye arasındaki ticareti engellemekti.

Kumpasın içinde yer FETÖ üyeleri bankayı zarara uğrattı. Hüseyin Korkmaz da o üyelerden biriydi, firar etti.

Yıllar sonra New York’taki Halkbank davasında tanık olarak ortaya çıktı. Örgütün ürettiği sözde delillerin karşılığında FBI tarafından 50 bin dolarla ödüllendirildi.

"Brezilya ve Türkiye'nin yöneticileri hedef alındı"

Bu operasyonlarının bir ayağının da Brezilya olduğunu belirten Savcı Fidan, "Hedef alınan kurumların Türkiye’deki karşılığı Halkbank ise Brezilya’da Petrobras’tır. Dünyanın en büyük 5’nci veya 6’ncı petrol şirketidir. Sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticileri hedef alınmamıştır, Brezilya ülkesinin yöneticileri de hedef alınmıştır. Bu çok büyük bir istihbarat operasyonudur. Fethullahçı Terör Örgütü bunun Türkiye’deki uygulayıcısıdır, yürütücüsüdür. Sonraki adımı brezilya örneğinden görebiliriz. Devlet yönetimi değişmiştir." dedi.

Asıl hedefin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu anlaşıldı

17 Aralık'ın ardından İstanbul Emniyeti'nden FETÖ üyesi polisler temizlendi. 8 gün sonra asıl hedefin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğu anlaşıldı.

Bu kez FETÖ'nün firari savcısı Muammer Akkaş devreye girdi. 25 Aralık sabahı 96 sözde şüpheliye gözaltı kararı verildi. Ancak kararlar İstanbul Emniyeti tarafından uygulanmadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dinlenenler arasındaydı

Yüzlerce kişi hakkında sahte delil üretildi. Aynı hakimlerden dinleme kararları alındı. Şüpheli olarak kodladıkları isimler hukuksuz şekilde dinlendi.

Savcı Fidan, şunları söyledi:

"Devam eden süreçte uygulamaya soktukları her kesimden her görüşten, her meslekten, her kanaatten hatta ve hatta her mezhepten binlerce insanın dinlendiği, tapelendiği, suç unsuru olup olmadığına bakılmaksızın kriminalize edildiği, kriminalize edildiği bir selam tevhid sözde terör örgütü adlı bir dosyaları ele geçmişti o dönemde. Devletin kritik görevlerinde, hassas görevlerinde teknik, bilimsel, endüstrilerinde çalışan yetişmiş insanların hedef alındığını ve dosyaya dahil edildiğini belli bir strateji dahilinde hareket edildiğini kanaat getiriyorum."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da dinlenenler arasındaydı. Dinlemeyi yapan polisler Erdoğan için, "Dönemin Başbakanı" ifadesini bile kullandı.

"Başarılı olsalardı, örgütle mücadele edecek güç kalmayacaktı"

Ayrıca bakanlar, MİT Başkanı ve çok sayıda bürokratın FETÖ tarafından dinlendiği belirlendi.

Bunların Başbakan'ı ve çevresini tamamen tasfiye etmeye yönelik bir operasyon olduğunu dile getiren Avukat Toraman, "Bütün bu dosyaların hepsini birleştirdiğinizde suçla, terörle uzaktan yakından alakası olmayan dosyalar. Amaç cezaevine tıkmak. Yani eğer cezaevine tutuklamış olsalardı, ki kendi hakimleri kendi savcıları ve tasfiye etmiş olacaklardı. Yani sahada açık alanda kendileriyle mücadele edecek bir güç kalmayacaktı. Çok ustaca, profesyonelce seçilmiş isimler bunlar." dedi.

"17 Aralık bir tasfiye operasyonudur"

Bunun bir tasfiye operasyonu olduğunu söyleyen Savcı Fidan, "Birilerinden alınan talimatın Fethullahçı Terör Örgütü eliyle gerçekleştirilmesi operasyonudur. Bu akıl, bu toprakların aklı değildir. Bu akıl, başkalarının aklıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hedef alan egemen bir akıldır. Bunlar sadece uygulayıcıdır." diye konuştu.

25 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi

17 ve 25 Aralık darbe girişimi için hazırlanan sözde soruşturma dosyalarına takipsizlik kararı verildi.

FETÖ'cü polis ve savcılar hakkında ise dava açıldı. 25 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi. 33 sanık da 10 yılla 172 yıl arasında değişen hapis cezaları aldı.

Muammer Akkaş, Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ise hala firari.

*aydinlik.com.tr/haber/iste-mit-tirlari-haberini-bu-yuzden-yayinladik-260646

'İşte MİT TIR'ları haberini bu yüzden yayınladık'

İlker Yücel: Bizi karanlık ilişkilerle haber yapanlarla asla yan yana getiremezler

Yayınlanma: 28 Eylül 2016, 09:43
Güncellenme: 09 Şubat 2022, 16:33
'İşte MİT TIR'ları haberini bu yüzden yayınladık'
Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Mustafa İlker Yücel, MİT TIR'larının durdurulmasına ilişkin yayımlanan haber kapsamında ifade verdi.

Yücel ifadesinde, “Kamu yararı varsa haber yapmaktan çekinmeyiz ” dedi.

Aydınlık, Adana ve Hatay'da 19 Ocak 2014 tarihinde durdurulan MİT'e ait TIR'ların içindeki mühimmat görüntülerini habere ilişkin yayın yasağı gelmeden önce “İşte TIR'daki Cephane” başlığı ile duyurmuştu. Cumhuriyet gazetesi ise olaydan 15 ay sonra görüntüleri ilk defa kendilerinin yayımladığını iddia ederek bir haber yapmıştı.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül'ün MİT TIR'ları davasında yargılanmasının ardından haberle ilgili soruşturma açıldı.

'ÖRGÜTÜN BAŞINDAN BERİ KARŞISINDAYIZ'
Haberin yayımlandığı dönem gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni olan Mustafa İlker Yücel, soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan'a ifade verdi.

Aydınlık'ın terör örgütü FETÖ ile hiçbir zaman yan yana getirilemeyeceğinin altını çizen Yücel, ifadesinde şunları belirtti: “Biz FETÖ/PYD terör örgütünün başından beri karşısında, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı tehdit oluşturduğunu gündemde tutan, yöneticileri bu örgütün kumpasları sonucu tutuklanan bir gazeteyiz. Vatanımızın birliği ve cumhuriyetimizin devamlılığı için, kamu sorumluluğumuzu yapmaya devam edeceğiz. Bu örgütle adımın anılmasını kabul etmeyiz.”

İfadenin ardından adliye önünde gazetecilere açıklama yapan Yücel, Suriye'nin bütünlüğü için haberin yayımladığını vurguladı. Yücel, “Başbakan Binali Yıldırım'ın, 'Dışarıda ki dostlarımızı artttırmamız gerekiyor' açıklamasının haberiydi aslında. Nasıl ABD'nin PKK'ya silah vermesine karşı tepki koyuyorsak, Türkiye Cumhuriyeti de komşu devletiyle savaşamaz. O dönem Aydınlık haberleri ile ısrarla buna dikkat çekti. Türkiye'de FETÖ ile mücadele konusunda Aydınlık kadar sicili temiz olan hiçbir kurum yok. O nedenle, bizi FETÖ ile yan yana getiremezler.Biz o zaman Suriye ile kardeşliği savunduk ve bunun haberini yaptık” dedi.

Yücel şöyle devam etti: “Yaptığımız haber kamu yararına hizmet ediyorsa bedelini gerekirse cezaevinde yatarak ödemeye hazırız.”

Yücel'in avukatı İbrahim Erdoğan da yazılı ifadelerini bir hafta içerisinde savcılığa ulaştıracaklarını ekledi.

MİT, Mustafa İlker Yücel, İlker Yücel, işte mit tırları haberini bu yüzden yaptık, MİT TIR’ları, fetö

#Elhamdülillah..

AYDINLIK GAZETE

Emek - Namus - Vatan

Hakkında
KÖKLÜ GAZETE

Aydınlık, tam bir asırdır aydınlatıyor. 1 Haziran 1921 günü Şefik Hüsün Değmer önderliğinde çıkan ilk nüshadan bugüne Aydınlık, 100 yılda; Doğu Perinçek, Nazım Hikmet Ran, Hikmet Kıvılcımlı, Şevket Süreyya Aydemir, Cemal Süreya, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Turan Dursun, Metin Altıok, Fikret Otyam, Yaşar Nuri Öztürk, Levent Kırca, Soner Polat gibi Türkiye’nin önemli aydınlarına ev sahipliği yaptı ve yapmaya da devam ediyor.

GERÇEĞE SADIK GAZETE

Aydınlık, 100 yıldır “Emek-Namus-Vatan” diyerek Türk milletini gerçeklerle buluşturuyor. Yalan ne kadar para ederse etsin Aydınlık için “bir gerçek bin yalandan üstündür”. Bu yüzden Aydınlık, haberlerini bilimi esas alarak, gerçeğe dayanarak yapıyor.

YARINI YAZAN GAZETE

Aydınlık’ı diğer gazete ve haber sitelerinden ayıran en önemli özellik dünü aktarmanın yanında, haberleri, köşe yazıları, analizleri ve öngörüleriyle, yaşanacakları bugünden bildirmesidir.

Ana sloganımız bu nedenle, “Aydınlık yarını yazar!”

Dünde takılı kalarak geçmişin gündemlerini değil, gerçeklere dayanarak Türkiye’nin önündeki gündemleri yazıyoruz.

TARAFLI GAZETE

Aydınlık, “tarafsız gazetecilik” aldatmacasına düşmez. Aydınlık taraflıdır. Türkiye’nin bağımsızlığından yana taraftır. Vatandan yana taraftır. Üretimden, üreticiden yana taraftır. Yükselen Asya’dan yana taraftır.

HAYATIN İÇİNDE GAZETE

Aydınlık, her konuda başvurabileceğiniz bir kaynaktır. Siyasetten ekonomiye, sanattan spora kadar her konuda Türkiye’nin geldiği noktayı yıllar öncesinden tespit ettik. Tespit etmekle kalmadık, çözümlere de işaret ettik.

Aydınlık, çok yönlülüğüyle üreticinin, esnafın, öğrencinin, kadının ve sanatçının gündemiyle sayfalarını doldurmaktadır.

ÇAĞIN ÖNÜNDE GAZETE

Aydınlık, çağı yakalayan değil, çağın önünde giden gazetedir.

İnternet sitemiz Aydinlik.com.tr ve dijital gazetemiz E-Aydınlık’la da yeni mecralara Aydınlık’ın ışığını ulaştırıyoruz. İnternet ve sosyal medyada doğru haber almak zorlaşmışken, Aydınlık haberciliği parmakla gösteriliyor.

ÖRGÜTLÜ VE ETKİLEŞİMLİ GAZETE

Aydınlık okurları kendi aralarında örgütlüdür. Türkiye’nin bütün illerinde, Aydınlık’ın her eve girmesi için özveriyle çalışan AydınOkur temsilciliklerimiz bulunmaktadır.

Kitlemizin önemli bir özelliği de gazetesini rehber olarak görmesidir.

Aydınlık okuru, gazetenin de sahibidir.

Manşetlerimiz, sayfalarımız, köşelerimiz; sanayici ve tüccarlara, işçi ve çiftçilere her zaman açıktır.

Aydınlık, okuyucusuyla etkileşimi önemser, fikir vermek için fikir almayı bilir.

Sitemizde her habere yorum yapabilir, öneri ve eleştirilerinizi bizlere iletebilirsiniz.

*aydinlik.com.tr/haber/hande-firat-acikladi-aydinlik-fetoyu-sayfa-sayfa-yazmisti-455102
*HABERLER --
GÜNDEM
Hande Fırat açıkladı: Aydınlık FETÖ'yü sayfa sayfa yazmıştı
CNN Türk'te yayınlanan programda konuşan Gazeteci Hande Fırat, 1999 yılında Aydınlık'ın Emniyet'teki FETÖ tehlikesini sayfa sayfa yazdığını hatırlattı. Fırat 'Kimse kılını kıpırdatmadı' dedi.
Yayınlanma: 21 Şubat 2024, 19:40
Güncellenme: 21 Şubat 2024, 20:05
Hande Fırat açıkladı: Aydınlık FETÖ'yü sayfa sayfa yazmıştı
HABER MERKEZİ
CNN Türk'teki Gece Görüşü programında FETÖ tartışması yaşandı. Programın moderatörü Hande Fırat, Aydınlık'ın yıllardır FETÖ ile nasıl mücadele ettiğini gözler önüne serdi.

Fethullahçı Terör Örgütü'nün kurumları ele geçirmesi 99 yılı Milli Güvenlik Kurulu toplantısında dahil gündeme geldiğini kaydeden Hande Fırat “1999 yılında polis raporları Osman Ak ve Cevdet Saral başta olmak üzere tıkır tıkır yazdılar. Yakın vade, orta vade, uzun vade diye” ifadelerini kullandı.

'AYDINLIK YAZDI KİMSE KILINI KIPIRDATMADI'
“Önce Emniyet ele geçirildi, sonra yargı en son Türk Silahlı Kuvvetleri ele geçirildi” diyen Fırat şöyle devam etti: “TSK'ya gelene kadar zaten emniyet ve yargı ele geçirilmişti, üçüncü aşamanın TSK olduğu zaten o raporlarda yazıyordu. Aydınlık o zaman dergiydi. Sayfa sayfa yayımladı. Kimse kılını kıpırdatmadı. Yani bir hata varsa bu yıllara yayılmış, en başından o raporları görmek istemeyenler ya da ciddiye almayanlara özgüdür. Ben Fethullah Gülen'i Ankara'dayken törende gördüm. Yanında Demirel ve Tansu Çiller oturuyordu. Mikrofon uzatılıyordu Gülen'e.”

Hande Fırat açıkladı: Aydınlık FETÖ'yü sayfa sayfa yazmıştı - Resim : 1 --

Aydınlık
Ulusal Kanal
Doğu Perinçek
Vatan Partisi
FETÖ
Fetullah Gülen

#Elhamdülillah.. #AYDINLIK #GAZETE..

#Elhamdülillah.. #Antifetöizm #Antiterörizm..

Tarih: 24.02.2024 | Yazan: Ramazan

#Elhamdülillah..
*#CNN #Türk'te, #Gece #Görüşü #Programı'nda; #Gazeteci #Hande #Fırat, "1999 #Yılında, #Aydınlık #Dergisi, #fetö #tehlikesini #SAYFA SAYFA yazdı; FAKAT KİMSE KILINI KIPIRDATMADI!" #DEDİ..

Yeni yorum